SABIR VE KARARLILIKTA YARIŞMAK

Din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda sabır ve tahammül kavramları çoğu zaman birbirine karıştırılır. Tahammül, hoşa gitmeyen, acı veren bir sıkıntıya katlanmadır. Oysa Kuran'da bildirildiği üzere sabır, mümin için bir sıkıntı kaynağı değildir.

Mümin, çoşkulu bir aşkla sevdiği Yüce Allah'ın rızasını kazanmak için sabreder, dolayısıyla sabrından dolayı bir sıkıntıya kapılmaz, aksine manevi bir haz duyar. Kuran'da, müminlerin sabırda yarışmaları şöyle bildirilmiştir:

"Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah'tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz." (Al-i İmran Suresi, 200)

Güzel ahlak sahibi müminler, Allah yolundaki fikri mücadelelerinde kararlılıkta da birbirleriyle yarışır, insanlara iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve güzel ahlaka davet ederler. Allah Kuran'da, müminlerin kalplerine kararlılığı ve sabrı verdiğini şöyle bildirmiştir:

"Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik…" (Kehf Suresi, 14)



Cahiliye toplumlarında kimi insanlar sabretmeyi sadece zorluklara, sıkıntılara göğüs germek şeklinde değerlendir ve bunu da güzel görerek, hayır gözüyle bakarak değil hoşnutsuz bir tahammülle karşılarlar. Allah sabrın iman etmeyenler için sıkıntı veren bir durum olduğunu bir ayette şöyle haber verir:

Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır. (Bakara Suresi, 45)

Oysa Kuran'da insanların, Kuran'ın bütün hükümlerini eksiksiz ve mükemmel biçimde yerine getirmede, yasaklanan konulardan sakınmaya azami dikkat göstermede ve her zaman en ideal davranışı, en üstün ahlakı sergilemede hayatları boyunca yılmadan ve gevşemeden sürekli bir kararlılık göstermeleri bildirilmiştir. Allah (cc), "Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın..." (Al-i İmran Suresi, 200) şeklinde buyurmaktadır. Bu ayeti hayatına geçiren bir mümin, Kuran'da tarif edilen ideal ahlakı yaşamada süreklilik göstererek, hiçbir şartta ve durumda taviz vermeden, zaaf göstermeden sabrını ortaya koymuş olur. Çünkü güzel ahlak ancak sürekli bir çaba harcandığında ortaya çıkar ve müminler de bu çabalarında sabredenlerdir.

Bu nedenle sabır, müminin tüm yaşamını kapsar, tüm hareket ve davranışlarına yansır. Rabbimiz'in, "Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret" (Mearic Suresi, 5) hükmü doğrultusunda en derin sabrı gösterir. Tevazuda sabır gösterir, en mütevazı insan olur; Allah rızası için fedakarlıkta sabır gösterir, en cömert, en fedakar insan olur... En güzel ahlakı sergilemekte gösterilen sabırla ilgili Allah Kuran'da şöyle bir örnek vermiştir:

İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz. (Fussilet Suresi, 34-35)

Allah müminlere bir kötülükle karşılaştıklarında en güzel tavrı göstermelerini emretmiştir. Ve bunu da ancak sabreden kişilerin başarabileceği bildirilmiştir. Bu örnek, güzel ahlak sergilemekte sabrın ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir. Müminin bir başka özelliği de, bu güzel ahlakı yaşarken karşılaştığı olumsuz gibi görünen hiçbir olayda yılgınlık ve kararsızlık göstermemesi veya kendisine bir nimet verildiğinde de asla şımarıklığa kapılmamasıdır.

Bir insan hayatının bazı zamanlarında cömert, fedakar veya son derece mütevazı olabilir. Veya bir zorluğa karşı dayanıklılık gösterebilir. Ancak kişinin bu güzel özellikleri belirli durumlarda terk etmesi ya da zorluk anlarında güzel tutum ve davranışlarından taviz vermesi, olumsuz tavırlara girmesi, o güne kadar yaptıklarının da değerini yitirmesine neden olabilir. Çünkü önemli olan, taklidi, gösterişe yönelik, yüzeysel ya da geçici bir güzel ahlak değil; hiçbir şartta taviz verilmeyen bir ahlaktır. Rabbimiz, "... Sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır" (Kehf Suresi, 46) ayetiyle bu ahlakın önemini hatırlatmıştır.

Sabır, müminin Allah'a karşı olan samimiyetinin ve O'na yakınlaşmak için gösterdiği çabanın en önemli göstergelerinden biridir. Çünkü insan ancak Allah'a olan imanı ve yakınlığı oranında sabır gösterebilir. Bir fedakarlıkta bulunması gerekiyorsa bunu, en güzel şekilde, elindeki imkanı en yüksek derecede kullanarak yapar. Bir ayette, "Ve onlar Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler…" (Rad Suresi, 22) diye haber verilir. Mümin bir zorlukla karşılaştığında da, içinde sıkıntı ve tevekkülsüzlük yaşamadan Allah'tan yardım diler.

Mümin Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla sabreder, dolayısıyla sabrından dolayı bir sıkıntıya kapılmaz, aksine bundan manevi bir haz duyar, Allah'ın bu sabrın karşılığında vaadettiği nimet ve güzellikleri ümit ederek büyük bir sevinç duyar. Karşısına çıkan her olayda Allah'tan hep razıdır, O'nun sonsuz şefkatine ve merhametine iman eder, O'na dayanıp güvenir.

Mümin ömrü boyunca güzel bir sabır gösterir. Kuran'ın "Rabbin için sabret" (Müddessir Suresi, 7) hükmüne yaşamının her anında itaat eder. Rabbimiz gösterilen bu ahlaka karşılık müminleri rızası ve cennetiyle ödüllendireceğini vadetmiştir.

Müminin en belirgin özelliklerinden biri de, son derece kararlı oluşudur. Hiçbir zaman şevkini, heyecanını yitirmez. O, yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak amacındadır. Dolayısıyla hiçbir zorluk onu yolundan döndüremez. İnsanların kendi hakkında ne düşüneceği de önemli değildir. Tek hedefi Allah'ın rızasıdır; tüm hayatı bu hedefe göre şekillenir.

Müminin kararlılığı Allah tarafından çeşitli şekillerde sınanır. Allah, müminlere geçici bir süre sıkıntı verebilir, onları eğitmek için zorluk verebilir. Kuran'da bu durum şöyle açıklanır:

Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)

Kesin bir kararlılığa sahip olan mümin, ayette söylendiği gibi kendisine isabet eden tüm bu zorluklara sabreder. Kuran'da, müminlerin bu tavrı aşağıdaki ayetlerde övülmektedir:

Nice peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever. Onların söyledikleri: "Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et" demelerinden başka bir şey değildi. (Al-i İmran Suresi, 146-147)
Buna karşın kararlılık gösterememek, ancak kalbi imanen hasta olanlara yakışan bir tavırdır:

Senden, yalnızca Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri kuşkuya kapılıp, kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister. (Tevbe Suresi, 45)

Zorlukların yanısıra ele geçen iyi imkanların da insan üzerinde gevşetici etkisi vardır. Rahatlık, çoğu kişinin heyecanını ve şevkini söndürür. Zaten insana Allah'tan bir nimet geldiğinde şımarıklığa kapılması ve Allah'tan yüz çevirmesi, klasik inkarcı özelliğidir. Kuran'da bu durum şöyle tarif edilir:

İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. (Yunus Suresi, 12)


Oysa müminler için böyle bir şey de söz konusu değildir. Ellerine ne kadar iyi imkanlar geçerse geçsin (lüks, ihtişam, para, iktidar gibi), bu onların kararlılıklarını bozup gevşek bir yapıya bürünmelerine sebep olmaz. Çünkü mümin tüm bunların Allah'tan gelen birer nimet olduğunun ve Allah'ın dilerse bunları geri alabileceğinin farkındadır. Asla şımarıklığa kapılmaz.

Ciddi bir çaba göstermek, gevşeklik göstermemek, aşırılıklardan ve taşkınlıklardan kaçınmak, müminlerin kararlılık ve istikrarının göstergeleridir. Ayette, "ahiret için ciddi bir çaba gösterenler"den şöyle söz edilir:

Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (İsra Suresi, 19)

Allah, "Yoksa onlar, işi sıkı mı tuttular? İşte şüphesiz biz de işi sıkı tutanlarız" (Zuhruf Suresi, 79) demektedir. Kuşkusuz bu vasıf,    Allah'ın yeryüzündeki halifeleri olan müminlerin de vasfıdır.

Gevşememek, sürekli şevkli ve heyecanlı olmak, Allah'ın bir emridir:

Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz. (Al-i İmran Suresi, 139)

Kararlılık ve istikrar iki önemli mümin vasfıdır. Müminler, "müminlerden öyle erkek -adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler" (Ahzab Suresi, 23) ayetinde olduğu gibi ölünceye dek aynı kararlılık ve istikrarı Allah'ın rızası uğrunda gösteren kişilerdir. Ne yapacağı belli olmayan, müminlerin yanında başka, inkar edenlerin yanında başka hareket eden münafık karakterli kişiler ise, son derece istikrarsız bir ruh hali ve tavır içindedirler. Müminler bir başarıya ulaştığında "Biz de sizdendik" demeleri ya da zorda kalınca müminlerden uzak durmaya çalışmaları bunun en iyi göstergesidir.

Allah bir ayetinde "sabrın ve kararlılığın kalplerine raptedildiği" (Kehf Suresi, 14) Kehf ehlinden bahseder. İnkarcı bir toplumun içinde Allah'a karşı sadakat gösteren bu gençler, müminler için kararlılık açısından en güzel örneklerden birini teşkil etmektedir. İbadetlerde süreklilik göstermek, istikrar açısından yine önemli bir örnektir. Mümin, ölünceye dek sabretmekle, Allah'a verdiği sözü tutmakla yükümlüdür:

Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir.    Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi, 10)