MÜMİNLERİN YARIŞI NASIL BİR YARIŞTIR?

Kuran'da, "İnsanlar, 'iman ettik' diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?" (Ankebut Suresi, 2) ayetiyle insanlara önemli bir gerçek hatırlatılmaktadır. Bu ayetten anlaşılmaktadır ki, bir insan, "ben iman ettim" dedikten sonraki hayatında, gerçekten Allah'ı razı etmek için yaşadığını, O'nun beğendiği ahlakı uyguladığını fiili olarak da göstermelidir. Karşısına çıkan her türlü durumda Allah'ın hoşnut olacağı umulan güzel ahlakı yaşamalı, aksi bir tavır sergilemekten şiddetle kaçınmalıdır. Bir kimsenin gerçek ve samimi bir mümin olduğunun en önemli alametlerinden biri budur. Bir başka deyişle kişinin samimiyeti, Allah'ın güzel gördüğü ahlakı yaşama konusundaki çabasıyla anlaşılabilir.

Her insan, vicdanının sesini dinleyip, samimiyetten taviz vermediğinde, -Allah'ın izniyle- Kuran ahlakını, Kuran'da örnek gösterilen salih müminler gibi en güzel şekliyle yaşayabilir. Allah bir ayette bu konuyu şöyle açıklamaktadır:

Sonra Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir. (Fatır Suresi, 32)


Ayette açıklandığı gibi, kimi insanlar Allah (cc)'ın çağırdığı doğru yola uymayıp zarara uğrar, ancak kimileri de yarışıp öne geçer ve kurtuluşa erenlerden olmayı umabilir. Kuvvetli imana sahip her mümin, gücünün yettiği en üstün ahlak seviyesine ulaşmaya çalışır. Çünkü Allah'ın sevgisini ve hoşnutluğunu ancak bu şekilde kazanabileceğini bilir. Zaten insanın asıl varoluş amacı da budur. Rabbimiz'i hakkıyla takdir edip, O'nun rızasını, sevgisini ve cennetini kazanabilmek...

Allah'ın Kuran'da, "... Artık hayırlarda yarışınız ..." (Maide Suresi, 48) emri ile bildirdiği yarış, Kuran ahlakından uzak toplumlarda yaşanan türde "birbirini ezme" yarışı değil, tam aksine güzellikleri ve hayırları artırma yarışıdır. Çünkü müminlerin yarışmaktaki amaçları dünyevi bir çıkar elde etmek ya da insanlar arasında bir üstünlük oluşturmak değildir. Onlar sadece Allah'ın emirlerini yerine getirmekte, O'nun beğendiği ahlakı yaşamakta ve Rabbimiz'i razı etmekte yarışırlar. Nitekim Kuran'da müminleri Allah Katında öne geçiren unsurun böylesine bir çaba ile hayırlarda yarışmaları olduğu bildirilmiştir:

"İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler." (Müminun Suresi, 61)
Her insan üstün bir ahlakı hedeflemekle ve buna gayret etmekle sorumludur. Bu konuda insanların önünde herhangi bir sınır yoktur. Allah'a gönülden iman eden, O'na samimiyetle yakınlaşmaya çalışan her mümin bu ahlakı kazanabilir ve "imani olgunluğa" erişebilir.

Bu "imani olgunluk", her işte Allah'a yönelip dönmenin, daima Allah'ın rızasını ve dostluğunu kazanmaya çalışmanın ve kayıtsız şartsız güzel bir ahlak sergilemenin sonucunda oluşan "kamil iman"dır.

"Kamil" sıfatı, yetkin, eksiksiz, mükemmel anlamlarını taşır. "Kamil iman" da, bir insanın ulaştığı imani olgunluğun ve derinliğin en ileri, en mükemmel derecesini ifade eder.

"Kamil iman", kişinin Allah'ın herşeyin tek Yaratıcısı, tek Sahibi ve tek Hakimi olduğunu kavramasıdır. Her insanın O'na muhtaç olduğunu bilip, Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını ve her işi bir kader ile yarattığını anlayarak hayatın her anında O'na teslim olmasıdır. Bu teslimiyet, Allah'tan çok korkmakla ve O'na herşeyden ve herkesten çok bağlanıp, O'nu çok sevmekle mümkün olur. Allah'a gerçek anlamda teslim olan bir insan, kendisine yalnızca Allah'ı dost ve veli edinir. Hayatı boyunca karşısına çıkan her olayın Allah'ın izni ile gerçekleştiğini ve tüm bunların özel hikmetlerle yaratıldığını bilir. Bu nedenle de her ne olursa olsun, teslimiyetli tavrından taviz vermez ve her zaman için Allah'a karşı boyun eğici, itaatli ve şükredici bir tavır içerisinde olur.

Kamil anlamda bir imana sahip olan bir mümin, Allah'ın Kendisi'ni tanıttığı ve kullarından istediklerini bildirdiği Kuran'a eksiksizce uyar. Hayatının sonuna kadar Allah'ın tüm emir ve yasakları konusunda son derece titiz davranır. Allah'ın beğendiği ahlak modelini de hiçbir taviz vermeden, ölene dek sabırla uygular. "Kamil iman" sahibi bir müminin güzel ahlakı yaşama konusunda gösterdiği bu sabır oldukça önemli ve belirleyicidir.

Kamil iman sahipleri, Allah'a olan inançlarında ve sadakatlerinde güzel bir kararlılık gösterirler. Bu da ancak, Allah'a "kesin bir bilgiyle" iman ediyor olmalarıyla mümkün olur. "Kesin bir bilgiyle iman etmek", kişinin, Allah'ın ve ahiretin varlığına, aklı, kalbi ve vicdanıyla kesin olarak kanaat getirmiş olmasıdır. Kuran'ın "Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar" (Bakara Suresi, 4) ayeti, müminlerin bu özelliğini bildirmektedir. Kamil iman sahipleri her durumda vicdanlarının sesini dinlerler. Bu da Allah'ın izniyle daima Kuran'a uygun ve Allah (cc)'ın hoşnut olacağı ahlakı gösterebilmelerini sağlar. Allah (cc), bu samimi ahlakı yaşayan samimi kullarını şöyle müjdelemektedir:

Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (İsra Suresi, 19)